Modern zamanların ruhen hasta ettiği insanların karşısına çıkardığı en önemli kandırmacalardan biridir aşk tüketimi. Popüler kültür, birçok şey gibi, aşk, sevgi, vb. kavramları da kendi menfaati doğrultusunda dönüştürmüştür günümüzde. Bu anlayışa göre insanların aşık olma zorunluluğu vardır hayatta. Bir an önce karşı cinsten birine aşık olmamak en büyük eksikliktir, hatta ayıptır.

 

Bunun sonucudur ki bugün artık ilkokula giden çocuklar bile kendilerine sevgililer edinmeye başladılar. Modernite, aşk tüketimi ile, evliliği sadece maddi olarak değil aynı zamanda duygusal olarak da zorlaştırmıştır günümüzde. Evlilik yolunda zaten israf ve görenek belası sonucu maddi şartları sağlayana kadar neredeyse hayatını yarılayan insanların karşısına bu sefer duygusal engelleri çıkartır. Öyle ya…İlla ki aşık olarak evlenmelidir insan.(!) Aşk tüketiminin bu anlayışı, evlenmeyi düşünen ve akıldan çok hisleriyle hareket eden gençlerin duygularını da malesef çok yanlış kullanmalarına sebep oluyor. Maddi şeylerdeki israf gibi duygular da çok kolay israf ediliyor bu yolda.

Kanaate riayet etmeyen insanlar, kendilerine bahşedilen sevgi, saygı gibi duygulara da kanaat etmiyorlar. Dünyevi şeylerde hırs gösteren insanlar aşkta da hırs gösterip hasarete düşüyorlar. Yazılı ve görsel basın dizilerle, filmlerle, makalelerle, şarkılarla insanların kafasında öyle bir aşk anlayışı üretiyor ki, sanki insanın evleneceği kişi, karşısındakini vazgeçilmez olarak görmeli, o olmadan yaşayamamalı, onsuz hayatı düşünememeli, onsuz kendisini bir hiç gibi hissetmeli, herşeyini onda bulmalı, her an onu düşünmeli, vs vs. Oysa kimse birbiri için vazgeçilmez olmamalı. Kimse birbirinin herşeyi de olmamalı. Olamaz da zaten…Bu dünyaya çok önemli ve büyük vazifeler için gönderilen insanın hayattaki herşeyini fani bir kişiye bağlaması kadar anormal birşey olabilir mi?

 

Günümüzün hazıra alışkın nesli tevekkül, teslim, güven gibi duygularla belli bir zaman sürecinde çaba sarfederek, hak ederek, helal dairede karşılıklı olarak elde edilmesi gereken olgun sevgi yerine aşkı da hiç çaba sarf etmeden hem de haram helal dinlemeden bir anda elde etmek istiyor. Basamakları teker teker çıkmak yerine bir anda tepeye ulaşmaya çalışıyor. Görür görmez vurulacağı, yüksek voltajlarda elektrik(!) alacağı, masallardaki beyaz atlı prensini veya uyuyan prensesini bekliyor hazıra müptela gençlik. Ve bu uğurda hem de haram dairede deneme- yanılma yoluyla duygularını da bonkörce israf etmekten kaçınmıyor. Ama beklentiler çok yüksek olunca hiçbir şekilde tatmin de olunamıyor. Zaten mükemmel ve sonsuz olanı sevmek isteyen bir kalb, fani ve kusurlu sevgilerle nasıl tatmin olabilir ki? Karşısındakini mükemmel ve kusursuz olarak görüp ona göre ütopik hayaller kuran, gözünde aşırı derecede büyüten, ona göre aşırı değer veren bir kişi, sevdiğine kavuşup gözündeki hayal perdesi inince, karşısındakinin kusurlu yönlerini de görünce, ütopik beklentilerinin gerçekleşmediğini, heyecanının söndüğünü ve hiç de öyle beklediği gibi mutlu olmadığını, aslında o büyük duygulara da değmeyeceğini anlıyor. Geriye elinde gerçekleşmemiş hayaller, mutsuz aşklar ve bir yığın günah kalıyor. Aradığını başka bir fanide bulabilme hayaliyle yeni aşkların peşine düşüyor. Ama nafile…

 

İnsan mantık olarak kendisine uygun gördüğü, hayattaki önceliklerinin ortak olduğu, fikir ve ideal birliği kurabildiği birisini zamanla duygusal olarak da sevebilir ve benimseyebilir. Mantıkla birlikte duygular da gerekli elbette. Muhendislik hesabi yapar gibi yalnizca mantikla da hareket edilemez. Ama duygularını mantıkla yönetebilmeli insan. Yoksa sadece duygularla başlayan evliliklerde mantık gerektiğince işletilmemişse sonuçta hüsrana düşülüyor ve bu evlilikler çoğunlukla mahkeme koridorlarında sonlanıyor. Nitekim günümüzün duygularıyla hareket edip, aşık olarak evlenen, ya da öyle olduğunu zanneden neslinin geçmişe nazaran boşanma oranlarında rekorlar kırması, bu düşünceyi teyit ediyor kanaatindeyim. Oysa eskinin birbirlerini bile görmeden evlenen insanları öyle kolay kolay boşanmıyorlardı. Çünkü onlar hayalperest aşk maceraları peşinde koşmuyorlardı. Çünkü onlar günümüz bir kisim gençliğinin yaptığı gibi deneme-yanılma yoluyla harcadıkları duygularının sadece arta kalan kırıntılarını birbirleriyle paylaşmak zorunda kalmıyorlardı. Karşı cinse duydukları bütün duygularını sadece eşleri için harcıyorlar ve eşlerini uzun bir yolculukta birbirlerine yardımcı olacak fedakar arkadaşlar olarak görüp, Allah rızası için severek mutlu oluyorlardı. Eşlerini hatalarıyla sevaplarıyla kabul edip, ütopik beklentiler içine girmedikleri için hayal kırıklığına da uğramıyorlardı.

 

Günümüzün aşk yorgunu insanları gibi ille aşık olmalıyım, ille elektrik almalıyım, neden arkadaşım çok elektrik almış da ben alamıyorum gibi saçma kıyas ve rakabetlerle kendilerini yiyip bitirmiyorlardı. Ama günümüzün başkalarında haset uyandırdığı oranda mutlu olacağını zanneden insanları malesef aşkta da yarış halindedirler. Başkalarının mutluluğunu bile kıskanırlar.

Aşk tüketiminin gereğince mutlu olmasalar bile çok mutlu bir aşık rollerini takınırlar bir süre. Böylece dünya, sahte mutluluklar sahnesi haline döner. Mümin için cennetten bir köşe haline gelmesi gereken aile hayatı da bugün malesef aşk tüketiminin tehdidi altındadır. Dini konularda hassas davranmaya çalışan insanlar da aşk tüketiminden ister istemez bir şekilde etkileniyorlar. Bu kesimde de artık evlilikler zorlaşırken boşanmalar kolaylaşıyor. Aşk tüketimi, bir taraftan evliliği mümkün mertebe engellemeye çalışırken, diğer taraftan var olan evlilikleri de tatminsizlik ve örnek gösterdiği sahte mutluluklara özenti ile yıkmaya çalışıyor. Bugün, aile henüz elden gitmemişken aşk tüketiminin karşısına aşk iktisadı ve aşk kanaatiyle çıkmak mutlak bir gereklilik olsa gerek. Yani bu dünyanın ahiretin tarlası ve imtihan meydanı olduğunu unutmayarak, evlilik hayatında da mutlak lezzet ve rahatın olmayacağını bilerek, aşkın başlangıç için bir sebep değil emek sarfedilerek elde edilen bir sonuç olduğunu akıldan çıkarmayarak, aşk tüketiminin esiri olmayarak, hayat gemisinin sahibine tevekkül etmek ve yükünü gemiye bırakıp zahmetinden kurtulmak gerek. Aksi halde tükenen sadece aşk değil aynı zamanda insanlık olacak… 
                             ….Hasan Yükselten…. www.gulucek.net