Hayatın içinden, hayatla

Beraber, hayat sahnesinin değişmez oyuncularıdır insanlar  Hayat bir tiyatro ve insanlarda bu tiyatronun birer öğeleri ise geriye kalan sizce nedir? Arta kalan anıların yıllar sonra hatırlanması mı?

Yoksa göçüp giden insanoğlunun geride bıraktığı özlem dolu hatırlanası o güzelim dostlukları mı? Şairin dediği gibi”Baki kalan gök kubbede hoş bir seda imiş”

Peki, o güzellikleri ardımızdan konuşan insanların olduğunu bilmek nasıl bir duygu? Elbette tarifi imkânsız güzellikleri içine alacak   Fakat bu gök kubbenin altında güzel bir anı bırakmak nasıl olacak? İşte o çok zor bir soru

 Bu zor sorgunun altında ezilmemek insani duyguları yitirip yitirmediğimize de bir anlamda bağlı gibi görünüyor   Eğer sadece hayat sahnesinde “BEN” merkezcil bir hayatla iç içe iseniz yapacak fazla bir şey yok   Yâda karşılaştığınız problemlere çözüm bulmak yerine, karşınızdakini ezerek veya asimile ederek çözüm buluyorsanız bittiniz demektir…..

Yapacak hiç bir şey yok; gerçekten yok… Üzülmek, ahlayıp-vahlamak, problemleri bertaraf etmek için yeterli değil elbette   İnsanı insan yapan duyguların başında hakkını bilerek hareket etme duygusu gelmektedir…  

Kısacası; kul hakkı gelmektedir   Bu hak mevzu öyle bildiğimiz gelişi güzel hususlardan da değildir   Âlimlerimiz kul hakkını beş safhada incelemişler, insanları bu hususta üzerine önemle eğilerek eğitmişler…

Kul hakkı beş türlüdür:
1- Mali
2- Nefsi
3- Irzı
4- Mahremi
5- Dini

1- Mali olan kul hakları:

Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi
Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir  Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir   Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir

2- Nefsi, yani hayati günah olan kul hakları:

Adam öldürmek, bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir

Önce tövbe eder   Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir   Velisi isterse af eder   İsterse belli bir mal ister İsterse, mahkemeye verip, hâkimden cezalandırılmasını ister   İslamiyet’te kan davası yoktur


3- Irza dokunan kul hakları:
Dedikodu, iftira, alay, sövmek gibi haysiyetle, şerefle ilgili şeylerdir

Tövbe etmek ve helalleşmek lazımdır   Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz


4- Mahremi olan kul hakları:
Başkasının çoluk çocuğuna hıyanet etmek gibi şeylerdir

Tövbe ve istiğfar eder   Fitne çıkmak ihtimali yoksa sahibi ile helalleşir   Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir


5- Dini olan kul hakları:

Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek, insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak, onlara kâfir, fasık demek   Bid’at çıkarıp veya mevcut bid’atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak

Yukarıda sayılan kul haklarına riayet, yaşamımızın birer parçası olmalı  Kalp kırmanın, kusurları ve ayıpları araştırarak yüze vurmanın ayrı bir külfet ve azamet olduğunu bilerek hayata yön vermeli…

Unutmamalı, rüzgâr ne kadar özür dilese de; dalın kırılmış olduğunu akımızda bulundurmalı…

“-Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Kıyamet gününde Allah(c c)onun ayıbını örter”(H Ş)

 -vesselam…Yüzünüz Hep Gülsün…..

http://www.gulucek.net.