Karı-koca ilişkilerinde erkeğin sevgi kelimesini hanımından esirgediği
hususunda yeteri kadar yazıldı, çizildi; ama gerçek sebepler nedens yeterince araştırılmadı.
Yaşanmış olaylara baktığımızda bunun sebebini bulmak çok da zor değil.

Karı-koca ilişkileri sevgi kadar sorunlar yumağıdır. Elazığ’dan bizlere bir mektup gönderen ve yılların tecrübesini kendi dilinde anlatan sevgili okurumuzun bu sıcak mektubunu kısaltarak aktarıyoruz. Ailem Dergisi


FAHRİ TİRYAKİ-ELAZIĞ
Bir kişinin 100 lirası olsa bunu çarçabuk harcayarak bitirse cüzdanında para kalır mı? Tabii ki kalmaz. Aslında erkeğin de kadının da karşılıklı olarak birbirlerine sevgileri vardır; ama bu sonsuz değildir. Karşılıklı olarak “harcanırsa” bitiverir. O zaman nasıl eşine dönüp de “Seni seviyorum!” diyebilir ki bir insan. Artık sevgi kalmamıştır ki. Bu yazıda hadiseye biraz erkeklerin gözüyle bakmaya çalışayım ki hanımlar hiç de dikkat etmedikleri bazı noktaları anlayabilsinler.

Erkekler kendisine karşı yapılan hataları affederler; ama akrabasına, arkadaşına veya misafirlerine karşı yapılan hataları asla affedemezler. Yani bir kadın kocasının yakın akrabasına, arkadaşına veya misafirlerine yüz vermezse sevgi, saygı biter. Bunu söylerken bazı hanımları tenzih ederim: Kocasının akrabalarına, arkadaşlarına, misafirlerine kul köle olan hanım kardeşlerimiz var. Ama bazı hanımlar nefsine uyarak ve peşin hükümlü olarak kocasının akrabalarına asla yüz vermiyor. İşte o zaman da sevgi eriyiveriyor. İsterseniz bizzat çevremde yaşanan ve duyduğum birkaç olayı anlatayım:

Bundan 20-25 sene önce yaşanmış bir olay: 6-7 arkadaş her hafta bir arkadaşın evinde toplanarak sohbet edip kitap okuyorduk. Bizdeki sohbetten sonra sıra bir amcaya geliyordu. O amcalara bir sefer gittik, ikinci sefer sohbet sırası bize geldi ve gelecek hafta yine o amcalara gidecektik. Arkadaşlar birbirine sordu gelecek hafta nerede toplanacağız diye. Kendilerinde toplanılmasına hanımı karşı çıkmış olacak ki amcamız hemen atıldı şöyle dedi: “Sohbeti gelecek hafta burada yapalım, ben çiğ köfte vereyim!” Neyse gelecek hafta sohbeti çiğ köfteli olarak bizde yaptık. Tabii sıra döndü dolandı bir daha amcamıza geldi. O zaman amcamız dedi ki: “Babamın bir odası var orada toplanalım!” Tahtalı oda adında bir oda var. Oraya gittik ki ne görelim, duvarlar nem çekmiş, pas kokuyor. Taban tahtaları çürümüş velhasıl oturulacak gibi değil. Bütün arkadaşlar “Yahu senin evin yok mu? Bizi neden buraya getirdin?” diye sitem ettiler ve orayı terk ettiler. Tabii amcamız çok mahcup oldu.

Kocasının tarafına yüz vermeyen bir kadın diğer hizmetleri ne kadar iyi yaparsa yapsın eşinin gözünde bir mânâ ifade etmez. Bazen de bunun tersi olabilir. Erkek hanımının tarafına yüz vermez. Tabii bu da çok yanlış bir hareket; ama bu durumda kadın sizin gelmenize kocam izin vermiyor diye rahatlıkla söyleyebilir. Ama erkeğin karım bırakmıyor demesi alay konusu olur.


FREKANSA GÖRE SERVİS!

Bir başka olayı esnaf olan bir arkadaşım anlattı: Bir gün bizim hanım dükkana telefon açtı. Gayet yumuşak bir sesle konuştu; “Ahmet Bey ne var ne yok, işler nasıl?” dedi. O yumuşak konuşunca ister istemez ben de yumuşak davrandım, “Sağ olasın canım çok iyiyim!” dedim. “Akşam ne pişireyim?” deyince ben de, “Sen bilirsin ne alayım?” dedim. O da biraz lüks yemek olsun diye pirzola siparişi verdi. Ben de alayım dedim. Sonra düşündüm, bizim hanım böyle yumuşak davranmazdı. Bunda bir iş var! Neyse akşam olup eve gittiğimde baktım ki kayınvalidem bizde! O olaydan birkaç gün sonra dükkanda otururken birdenbire aklıma geldi. Yahu bugün de ben hanımı telefonla arayayım, hatırını sorayım. Telefonu açtım:

-Hanım nasılsın iyi misin? deyince, o da, “Hiç iyi değilim!” dedi. “Akşam ne yemek var?” deyince, sert bir sesle, “Zıkkımın kökü var anladın mı?” diye cevap verdi. Akşam eve gittim ki annem bizde!


Bu akşam abimlere gidelim! (Yaşanmış bir olay)

Bir arkadaş anlatıyor: Bir akşam hanıma dedim ki: Bu akşam abimlere oturmaya gidelim. Hanım cevaben “Gidecek durumda değilim, çamaşır yıkadım, evleri sildim, çok yorgunum!” deyince ben de durumu idare ederek lafı değiştirdim, dedim ki: “Sen yanlış anladın, benim abimlere değil, senin abinlere gidelim. Cevaben “Ha o zaman olur dedi ve hanımın abisine gittik!


Hoca kahvaltıya gidelim!

Benim hanımın dedesi köyde idi. Bir gün sabah namazına camiye gitmiş. Sabah namazı çıkışında imama demiş ki: Hoca bugün sabah kahvaltısını bizim evde yapalım. Hoca da kabul etmiş ve eve gitmişler. Köy evi, dış kapı bahçeye açılıyor. Bahçeye girmişler. Hoca bahçede duruyor. Bizimki odaya girmiş ve hanımına hocayı kahvaltıya davet ettiğini söylemiş. Hanımı ise açmış ağzını yummuş gözünü. Hanımın dedesi alttan almış, yalvar yakar hanımı razı etmiş ama bahçeye çıkmışlar ki hocanın yerinde yeller esiyor!


Güveci götür size “iftar veriyorum” de!

“Ben Ramazan’da iftar yemeği ikram etmeyi çok seviyorum. Bir Ramazan günü hanıma dedim: Bu akşam karşı komşuyu iftara davet edelim. Hanım, “Bu sıcakta yemek yapmaya hiç halim yok!” dedi. Ben de “O zaman ben fırına güveç vereyim.” Sen rahatına bak. Akşam olunca misafirlere güveç ikram ederiz.” dedim. O da, “Öyle olmaz, fırına güveç ver, güveç pişince götür o komşuya ver. Dersin işte sizi iftara davet ediyorum!” O öyle geçti. Birkaç gün sonra Ankara’dan misafirlerim geldi eve götürmeye gözüm kesmedi! Eve bir çeşit, misafirlere başka türlü yalan söyleyerek onları iftar için lokantaya götürdüm. Ama misafirler durumu anladılar. Ben de mahcup oldum!”