Anne Sana Doğuyorum  Bâd-ı sabâ esiyorum yine nefesinden. Titriyorum ılgıt ılgıt.
İrkiliyorum bir an geliyor; Bir şâhin inişiyle, Süzülüyorum baharlarıma. Yâdıma üfül üfül,
Düşüyorsun hayâl gibi. Tutunca ellerinden, Büyüyorum… Bu “bir rüya” diyorum…
 
 
Her gece bûselerinden, Köprüler inşâ ederek Yüreğime, Üflediğin masal gibi,
Hiç bıkmadan karanlığı, Gözlerinle süslüyorum… Eksi sen derece yine hayallerim.
Sürgünüm masallarından… Boğulmaktayım boyuna, Düşmüşüm “ninni” sallarından…
Kıyılmışım yokluğuna… Vuslatından gurbetteyim bu akşam yine…
 
Bir mehtap panayırı, Med cezirler seyrettiğim, Ayın şavkıyla birlikte,
Beyaz gözlerine akıyorum… Önce billûr ve revnâk Sözlerin düşer Şiirlerime…
Ben düşerim Eşk-i hun gibi Gözlerine… Kirpiklerince vurulurum..
Bitmeyen bir firak Ardından, Vuslatınla; Bir kez daha durulurum…
 
Koşarım yüreğine, Varlıktan yalınayak… Sarılırım yitmemek üzre
Ellerine… Bu gece de biter Bu ân da Biter yalnızlığım bakışlarından..
Bir yaz akşamı sevdâsı gibi, Kavuşurum kumsallarına…
 
Sensizliğin kışlarından, Tutuşurum, Hasret alevli yangınlarına..
Yüzerim ninnilerinde masmâvi Uçarım
Masaldan alevlerine hercâi… Senli bir akşamda Buluşurum,
Anne gözlerinle, Rüyâlarımda… Akşam güneşi kızıllığında,
 
Küllenen düşlerimden, Sen damlıyorsun… Bir Zümrüd-ü Ankâ taşıyor beni,
Kaf Dağına gidercesine, Yaşam kokulu bağrına…
 
“Dokuz ay” vuslatın adı Yüreğinde, Ben çarpıyorum… Şimdi, bir ömür, damarlarımda, Senden bir hayâtın
Âb-ı hayattan tadı. İsrâfil sûruyla yeniden, Kan ter içinde, Her gece şiirlerimle, Ruhundan doğuyorum..
Bulut bulut yağınca anıların, Her leyalde, Biraz daha, “sen” oluyorum…

Babam geliyor, Beyaz elbiselerle mütebessim. Yüreğinin altından çekip, Seriyorsun cenneti,
Sâniyelerimize… Uçuyorum, Güvercinler gibi Bembeyaz… Aşk ikliminden geçip,
Gözlerinize konuyorum.. Ve sevmeyi karşılıksızca, İlk defa, Bakışlarınızdan içiyorum..

Ürkütüyor beni ejderhalar. Ve umacılar kapılarda… Çıkmışım varlığımı sırtlanıp,
Hayat memat pazarına.. Seni arıyorum, Bilerek yittiğimi… Bu aşk derindendir ve her sâniye,

En yoğunundan yıllanıp, Yağıyorum yağmur gibi, Senli hâtırâlara…

Râyihânı arıyorum mütemâdiyen, Karanfillerde… Dolanıyorum saçlarını Topkapı’da..
Tırmanıyorum Eyüp’te, Duâlarından büyüyen, Umutlarına…

Ve yine ağlıyorum… Duymak istediğim bir ninni gibi, Adını sayıklıyorum…
Sokuluyorum usulca, Ağlamaklı, Hiç dinmeyen yüreğimden, Sen kokan,
Sonsuzluk hulyâlarına…

Feryattır mis kokulu tülbentinde gece, İçime çekiyorum, Yakalamak istermiş gibi çocukluğumu…

Göz yaşlarınla tütsülenmiş, Acıdan bir râyiha, Yakıyor yürek genizlerimi…
Tutmak için ellerinden, Uzanıyorum karanlığa…
“Uyusun da büyüsün” lerinden, Taçlar yapıyorum. Anlıyorum nihâyet,
Bir manifestoyum insanlığa; İktibas ettiğim,
Beni ben yapan, Yürek kokan ninnilerinden…

Bağdat bakışlarından, Bayılıyorum… Bombaların, Ölüm uyutan ninnilerinden
Korkmuyorum… Bir kez daha kendimden Seninle ayılıyorum…

Vuslatına çeyrek kala, Çatlamış ellerinde, Damar damar dolanıyorum…
Zülfündeyim kına kına, Yine sana yollanıyorum..
Bu akşam da Yana yana, Bir penah ararmış gibi ıstıraptan,
Şiirim, bu gece; Özgürlüğüm.. Islak bakışlarından damlıyorum
Ana/dolum gibi senle, Deryâlarca doluyorum.
Korkmuyorum çatlayan ellerimden… Ve tutuşmuş saçlarımdan..
Bu gece de başkalaşıyor hücrelerim. Sanıyorlar ki ölüyorum..

Anne sil gözyaşlarını, Baksana ben gülüyorum,
Vuslatına çeyrek kala Yine sana doğuyorum